
Bir liman değil, kuşatılmış bir bölge
Galata, en eski hâliyle bir liman değil; çevresi surla çevrilmiş, ayrıcalıklı bir yerleşim. Cenevizliler tarafından örülen surun izleri bugün Şişhane'nin altında kalmış, bazı mahzenlerde kemer yarıkları hâlâ duruyor. Kuleyi sırtınıza alıp aşağı, Bankalar Caddesi'ne indiğinizde her metrede bir başka cephe — Levanten bir tüccarın, bir Karadağlı bankerin, bir sigorta mümessilinin — sizinle aynı sokakta yürür.
Özellikle Hezarfen Sokak ile Felek Sokak arasındaki birkaç yüz metre, 19. yüzyıl sonu Konstantinopolis'inin küçük bir özetidir. Burada Osmanlı Bankası'nın eski merkezi, hemen yanı başında bir Rum eczacının dükkânı, biraz ileride bir Yahudi kuyumcunun mağazası — hepsi yan yana, hiçbiri öne çıkmadan dururdu. Şimdi de pek bir şey değişmedi. Sadece levhalar değişti.
"Galata'da yürürken üst kata değil, kapıların üstündeki tarihlere bakın. Çoğu zaman size hâlâ kim olduğunu söyler."
Yürüyüşümüzde Bankalar Caddesi'nden Yüksekkaldırım'a inerken iki ayrı eşikte duruyoruz; biri 1894 büyük depreminden kalma çatlağı taşıyan bir cephe, diğeri kendi adını üç farklı yazı stilinde — Latin, Ermeni, İbrani harfleriyle — kapı tabelasında bir araya getirmiş kapalı bir handır. Üçü de aynı şehirden bahsediyor; ama üç farklı dilde.


